Ayşe Berfin Güney, Meyhaneler Sokağı'nda geçirdiği iki aylık çalışma deneyimini kaleme aldı.

Güncelleme tarihi: 29 Mar

Yazar: Ayşe Berfin Güney



Uğradığınız masaya göre değişen yüzlerin ve konuşmaların etrafında ortak iki nokta bulunur: Bazen şeffaf bazen ise kırık beyaz sıvıyla dolu bir bardak ve anlayışlı çehreler. Bazıları hiç çaldırmaz müzik muhabbetler kesilmesin diye, diğerleri ise bir ağızdan bağıra çağıra titrer. Her masada ortaklaşa kurulur adap, bozmaya yüz tutanlar hemen yatağa gönderilir, kalanlarla ise sohbetler gün doğumuna yakın biter. Koca evrenin ayrı uçlarından tek mekanda birleşen insanlar belki bir ömür boyu sürecek dostluklarını burada başlatır; el verdikçe imkanları buluşurlar fiziksel dünya diye ayrıca tanımladığımız yerde. Farklı kimliklerin sabahları bilinçsizce doğurduğu neşe ve özlem kokan sohbetleriyle, işte karşınızda Meyhaneler Sokağı.



27 Ocak’ta hayatımıza açılışını Meyhane Elsewhere ile yapan Meyhaneler Sokağı Yeni Rakı öncülüğünde ilgilisine kendi sanal meyhanesini veya mekanını açmaya şans tanıyan bir tasarı. İster bilinç akışına göre sohbetlerin ilerleyeceği "rasgele" bir meyhane olsun, ister rakı masasına birlikte oturacak lezzetli mezenin coşkusuyla art arda içilecek bardakların ağırlığını kaldırabilen "atıştırmalık"ların paylaşıldığı bir meyhane; beyaz perdeden aşina olduklarımızdan komşularımıza uzanan insanların açtığı bu mekanlar şimdiye kadar 32 sayısına ulaşmıştır. Katılımcılar kah evinin sıcak odasından kah tren vagonlarında yabancıların bir araya dizildiği koltuklardan mekanlara buyur edilmiş, nice bitmez hasbihaller eylemişlerdir.


Katılımcıların gün sonunda tek bir masaya sığamaz olduğu meyhanelerden sadece iki üç kişiyle günün bitirildiği farklı akşamlar geçirilmiştir. Bazen sadece kuzenler toplaşmaya karar vermiş, bazen ise 20 yılı aşan dostlar. Yaratıcı üretken insanlar ev sahipliği üstlenmiş, eserlerinin eleştirilerini yapanlar ise konukları olmuştur. Bir gün trajikomik ayrılık anılarımızı paylaşıp dertle vah ettiysek, ertesi gün arkada Delilah çalarken ekranlarımıza misafir olan kedilerle kalplerimiz şefkatle ah etmiştir. Tanzimat’tan beri Türkiye tiyatrosunun duayeni Süheyla Hanım bile kendi meyhanesinde attığı naralarla bizlerin hem kulağını hem karnını doyurmuştur, daha ne olsun!




İnsanızdır, paylaşarak bağlanırız; envaiçeşit mekanlarda geride bıraktığımız onca saatlerle bizler de yeni yolculuklara başladık. Telefonlar, bazen adresler paylaşıldı; bırakın komşu çıkmak, akrabasını bulan bile oldu. Tabii, her gün memleketi kurtarmaya çalışmadık, lakin paylaştığımız sohbetlerle belki birçok hayata dokunduk. Şahsen Toronto topraklarında yaptıkları yemeklerle unutulmaya yüz tutmuş kültürel değerleri aktarmaya çalışan iki hayalperestin hazırladığı Destina adlı tariflerinin karşısına aynı isimle çıkan konukları arasındaki sıcak konuşma ve yaşadıkları kimlik karmaşasını sarsıcı bir edebi dille performanslarında aktaran Türkland ekibinin samimiyeti zihnimden asla silemeyeceğim anılar oluşturdu. Belki de hiçbir zaman aynı masaya oturamayacağımız bu simalarla aynı dijital sokakta denk gelmemiz en yalın tabiriyle ilgi çekicidir.

Bunca şen dizgenin ardından hiç mi nahoş an yaşanmadı dersek, tek tük karşılığı yalan olmaz; sohbet sırasında farklı ideoloji kaynaklı savrulan manasız bir yorum da nazarımız olsun. Meyhane sahiplerinin bir takım teknik aksaklıklara denk gelmesi yıldırmamış, kendileri biraz şaşkınlık biraz alaylıkla konuklarını ağırlamaya devam etmişlerdir; neredeyse her akşam konuklardan işittiğimiz “telefonla da girebilsek” isteklerine verdiğimiz cevaplar standartlaşmış, müdavimlerden aynı isteğin espritüel formda gelenlerine karşı ise gevşemiştir. Ara sıra katılımcı sayısının beklenilenden az olması bazılarının bellerini bükse de, diğerlerinin “az ama öz olsun” bakış açısıyla muhabbetlerini devam ettirmiştir. Ara sıra bizim çocukluk dostluklarımız uğramış, onlarla hasret giderirken hayır diyemediğimiz müdavimlerin sohbetlerinden türlü zıpırlıklarla ayrılıp masamızda yalnız kalabilmişizdir. Bir de geçen saatlerin ardından biraz çözülen ağız ve düşüncelerle masalar birleştirilmeye karar verildiğinde seç seçebiliyorsan kimin sedası kime ait. Nihayetinde “bir masaya 5 kişi” boşuna denmemiştir, değil mi?



Sayısız çehreden çıkan sayımsız ideler; yakında kepenklerini indirecek sokak mekanlarının katılımcı ve sunucu olan bizlerde bıraktığı duygular her bellekte elbette farklıdır. Bütün bahsedilen acı tatlı dakikalara rağmen solgunlaşmış kainat tablosuna yaptığı birkaç yeni fırça darbesiyle soğuk geçen kış aylarını ısıtabildi bu sokak benim için. “Rakı içilir mi hiç çiçeksiz, çiçeksiz ölürüm dükkanları”; belki Ayhan’a binbir çeşit imgeyi anımsatan bu çiçeklerdi benim için de geçen günleri renkli kılan: Her masanın kah hüzünlü kah neşeli asla eksik olmayan hoşbeşleri, çıkan kahkahalar ve belki de katiyen gerçekleşmeyecek olsa da sürekli içten bir edayla yenilenen ziyaret davetiyeleri. Hiçbir zaman masamızdan bunların eksik olmaması dileğiyle.